KİNTSUGİ


-Yaralı Olan Değerlidir-

Her şey her şeyle ilgili, her şey her şeyle alakadardır. Bir şeyi alıp, diğer her şeyden koparıp, ayrı bir yere koyamayız. Bu onu yokluğa, anlamsızlığa, yalnızlığa hapsetmenin öbür adı olur.

Eşyanın hali insanın hali gibidir, kırılması, onarılması, bakımı ve özen gösterilmesi birçok yönden benzerlik gösterir. Yine, her şey her şeyin sembolü, metaforu, dile getireni ve en güzel anlatanı oluverir. O yüzden severim metaforları, göze batmamış, dile gelmemiş nice gerçek, onlar sayesinde zarif bir anlatıcının elindeki gizemli bir masala dönüşüverir. Ve hiçbir kuru cümlenin anlatamayacağı, sayfalarca makalenin ifade edemeyeceği hikmetleri okuyucusuna bir iki kelimeyle zarifçe anlatır.


Şimdi size böyle bir metafordan, bir sanattan, bir hayat felsefesinden bahsedeceğim. Bu sanata dair birçok yazı, makale v.s. okudum, okudukça hayranlığım arttı. İnsana, onun yaralarına, yaralı hikayesine yönelik ne çok şey söylediğini fark ettikçe okumaya daha çok devam ettim. Bu zarif sanatın, kırgın, yaralı, travmalar yaşamış bir insanın, yaralarını nasıl saracağına, yasını nasıl tutacağına dair pek çok şey söylediğini gördüm.


İnandığım bir şey daha var, o da, belki bir psikolog olarak bunu söylemem size garip gelebilir ama, yine de söyleyeceğim. Sanatın, edebiyat ve şiirin, insana ve onun yaralarına dair, psikolojiden hep daha fazla şey bildiğine ve hep daha fazla şey söylediğine inandım. Bu sanat da tam olarak böyle bir anlatıma, böyle bir hikayeye sahip...


Bahsedeceğim bu sanatın adı “Kintsugi”. Diğer adı “Kintsukuroi”. Kırılan eşyaları altın karışımıyla onarma sanatı da diyebiliriz. Bu sanatın altında kocaman bir felsefe gizli. Bunu az sonra anlatacağım ama öncelikle nasıl başlamış bu sanat, onu size anlatayım...


Kintsugi, 16. yüzyıl Japonyası’na dayanan bir “tamir sanatı”. Kırılan bir eşyayı artık işe yaramaz olarak görmeyip, altın tozu ile yeniden yapıştırma ve onarma işlemi olarak düşünebiliriz. Fakat bunu yaparken, hiç kırılmamış görünümü vermek için uğraşmıyorlar, aksine, kırıkları, çatlakları altın ile görünür bir şekilde birleştiriyorlar. Yani hiç kırılmamış gibi dursun, öyle görünsün, kırılmış yerleri gizlensin diye bir dertleri yok. Bu sanattaki gizem de burada başlıyor. İnsana ve onun yaralarına ve yaralarını sarma yöntemine ilişkin özel sırlar veriyor.


Doğal olana, yaşanmışlığa, deneyime, duygusal olgunluğa değer veren, kolayca özümsenemeyecek kadar derin bir felsefe olan Wabi Sabi’nin 16. yüzyılda yaşamış Japon çay ustası Sen no Rikyu ile şekillendiği söylenmektedir. Felsefenin doğuş hikayesi şöyledir: “Sen no Rikyu çay yapma sanatını öğrenmek ister bu sebeple Çay Ustası Takeno Joo’nun ziyaretine gider. Öğrencisi olup olamayacağını anlamak için küçük bir test yapmaya karar verir. Ondan bahçeye bakım yapmasını ister. Rikyu hemen hevesle işe koyulur. Toprağı tırmıklar, düzeltir. İşi bitince şöyle bir bakan Rikyu, kiraz ağacına doğru ilerler. Ağacı silkeleyip, birkaç kiraz çiçeğinin toprağın üzerine dökülmesini sağlar. Bundan çok hoşlanan hocası onu öğrenciliğe kabul eder.


Mükemmelliğe farklı bir bakış açısı getiren Wabi Sabi, bu hikayedeki gibi, insanı doğallığı içinde görmek isteyen ve güzelliği ayrıntılarda bulmaya çalışan, ince bir zevkle yaşamaya davet eden bir yaşam felsefesidir. Yani hayatın aslında okunması gereken en sahici yanına odaklanır.


Wabi Sabi, kısaca “Kusurları kucakla” şeklinde özetlenebilir. Hata yapıp, hatalarından ders almış kişi, artık eskisi gibi değildir. Yaşadıkları ve kırıkları ona anlam ve değer katmıştır. Hatalarından ders almak ve her kırıldığında kendini şefkatle onarmaya çalışmak sıradan bir şey değildir, bu yüzden de değerlidir.

Yine bu felsefeye göre, dünya üzerindeki hiçbir şey ölümsüz değil, hiçbir şey mükemmel değil ve hiçbir şey tamamlanmış değil. Her şey kendisine emanet edilen bir süreye eşlik ediyor. Hiç birimiz kırılmaz, sarsılmaz, incinmez varlıklar değiliz. Her ne kadar mükemmel olmak hayallerimizi süslese de, hiçbir zaman tam anlamıyla tamamlanmış olmayacağız. Mükemmel olmak, bu dünyaya ait bir kavram değil, uzaklara aşina, uzakların malı...


Bu yüzden yaşanmışlığın, tecrübenin, kırıkların, çizgilerin ve derin izlerin değerli olduğu bir insandan bahsediyorum. Bu çağın aksine bir şeyler söylüyorum... Modern çağ, çizgileri, kırışıklıkları ve izleri sevmiyor. Yeni, pürüzsüz, ne yaşadığı belli olmayan, adeta hikayesiz ruhları değerli buluyor. Onları örnek alınma kategorisinde en öne koyuyor. Çağın dayattıklarıyla sorununuz varsa, dayattıklarını da sevemiyorsunuz benim gibi...


Abartılı, pürüzsüz, hikayesiz insanları hiç sevemedim ben. Yaralı insanları sevdim hep, yaralarının hırçınlaştırmadığı, sakinleştirdiği, güzelleştirdiği insanları sevdim. Onlar bana hep çok özel, çok değerli geldi. Sayıları çok azdı, her zaman karşısına çıkmıyordu insanın... Kendilerini kırılmamış gibi göstermek gibi bir çabaları yoktu onların. Şefkatle “orada yaran mı var” desem, zarifçe dokunsam hemen açar gösterirdi hiç çekimeden ve bunu kesinlikle bir ego meselesi yapmadan...


Kırıksız, kusursuz görünmeyi yaşam biçimi edinen, sen sormadan sürekli kendini anlatıp pürüzsüz yüzeyini cilaladığını zanneden insanlar hep yorucu geldi... Kendilerini beyhude yordukları gibi, bu amansız, gürültücü çabalarıyla bizleri de yordular...


Kintsugi sanatında olduğu gibi, yaşanmış olan, yaşanmamış olandan kat ve kat üstündür. Çünkü artık o bir hatıraya sahiptir. Kırılmaktan korkmaz, çizgilerin ona kattığı anlamı ve değeri bilir. İz kalmasın diye kaygılanmaz, onu inkar etmez, yok öyle bir şey diye kendini kandırmaz. Kendine yalan da söylemez. Önce bu benim yaram diye kabullenir onu, sonra bir Kintsugi ustasının özeniyle en değerli karışımından sürer ona. Çünkü bilir ki, acının izini takip edebilenler, onun öğreticiliğinden istifade edebilenlerdir. İzini sürmek isteyene acı, yara ve kırılmışlıklar gerçek bir öğreticidir. Sahici bir mürebbidir...


Psikolog&Psikoterapist
Banu Yaşar

Nisan-2017

Yorumlar

  1. Siz hep yazın lütfen ne güzel anlatıyorsunuz, ne çok ruha dokunuyor sözcükleriniz kitaplarınızıda bir solukta okuyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim güzel yorumunuz için

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar